Osmanlıda Anaokulları  osmanlı ana okulu

 

osmanlı anaokulu osmanlianaokulu osmanlianaokulu.com  www.osmanlianaokulu.com  http://www.osmanlianaokulu.com/

Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı imparatorluklarının dünya ve tarih sahnesindeki yerini tayin ederken; sadece siyasi ve askeri inkişaflarını tespit edip, manevî, ictimai, sosyoekonomik ve sosyokültürel çarklarının dönüşünü, medeniyet tarihine getirdikleri nizam, üslub ve ahengin mahiyet ve ehemmiyetini ortaya koymazsak affedilmez bir hataya düşmüş oluruz.

 

Çünkü askeri ve siyasi fütühatlarına denk olarak, ilimde ve medeniyette de geniş ufuklar açmış olan cedlerimiz devirlerinin cehalet ve karanlığı içinde, tarihin kaydettiği en ince medeniyyetlerden birini ve en muazzamını abideleştirmeye muvaffak olmuşlar; bir taraftan Cami-Kebirler, El-hamralar, El-zehralar, El-beyzalar, kasırlar, su kanalları, köprüler, kervansaraylar gibi mimari eserler vücuda getirmişler, bir taraftan da ilim hareketlerini bütün hızıyla yaymışlar, yalnız büyük şehirleri değil en küçük kasaba ve köyleri birer irfan yuvası haline sokmuşlardır.

 

İşte imparatorluk topraklarının dört bir tarafını bir ağ şeklinde kuşatan bu ilim-irfan yuvaları bugünün fakülteleri seviyesindeki medreselerden, ilk ve anaokullarımız seviyesindeki sıbyan mekteplerine kadar yaygınlaştırılmıştı. [1]

 

Osmanlı kaynaklarında adından sıbyan mektebi olarak bahsedilen ancak bizim anaokulu diyebileceğimiz eğitim müesseseleri çok yaygın hale getirilmişti. Öyle ki 16. yüzyılda memleketimizi dolaşmış bulunan bir Fransız seyyah her köyde bir ilkokula rastlamış olduğundan bahsetmektedir.

 

Ecdadımız çocuğa fazla ihtimam ve alaka gösteriyor, devlet, çocukların eğitimi için küçümsenmeyecek masrafları göze alıyordu. Çünkü anlamışlardı ki; "Kendi felsefesiyle nesillerine sahip çıkamamış milletler, bugün olmasa da yarın, zamanın insafsız dişleri arasında eriyip gitmeye mahkumdurlar."(2) Ve yine anlamışlardı ki; "Toplumun yüzkarası sayılan: sefiller, şerliler, anarşistler, ayyaşlar, morfinman ve esrarkeşler... dün terbiyelerinde ihmal gösterilen çocuklardır.(2)

 

İşte bu sebeplerden dolayıdır ki okumayı teşvik etmek için umumi olarak çocuklar dört-beş yaşlarında iken hususi bir törenle okula başlatılıyorlardı. "Çocuklar, çağın en mükemmel eğitim ve öğretim sistemleri ile yetiştiriliyorlar, bir taraftan alfabeyi öğrenirken, bir tarftan da toplumun içinde yaşamanın gerekleri olan fedakarlık, birbirinin hakkına riayet, din ve devlet için ölümün şeref olduğunu dört-beş yaşlarından itibaren öğrenmeye başlıyorlardı.

 

Evliya Çelebi'ye göre İstanbul'da 1935 sıbyan mektebi vardı. Yine bazı kayıtlara göre o dönemde Amasya'da 200, Erzurum'da 110 sıbyan mektebi bulunduğu bildirilmektedir.

Çocukların eğitimine çok büyük e-hemmiyet veren Fatih Sultan Mehmed sıbyan mekteplerinde öğretmenlik yapacak olanlara bazı dersleri okumalarını mecburi tutmuştu. Medresede, edebiyat, mantık, geometri, astronomi ve kelam okumayanların sıbyan mekteplerinde ders vermeleri yasaklanmıştı.

 

Sıbyan okullarında ictimai yardıma da hususi bir ehemmiyet verilmiş olduğunu vakfiyelerden anlıyoruz. Fatih Sultan Mehmed'in külliyesinde yaptırdığı ve "Darüttalim" adını verdiği ve oğlu II.Bayazit'in aynı surette külliyesinde yaptırdığı ve "Muallimhane" diye adlandırdığı okullara bilhassa yetim çocukların, bulunmazsa, fakir çocukların alınması şart koşulmuş ve bu okulların öğrencilerine gündelik harçlık vakfolunmuştur. Birçok okulun vakfiyesinde de kimsesiz veya fakir çocuklara her yıl "kapama" adı altında elbise ve ayakkabı almayı sağlayacak ödenekler ayrıldığı gibi, belli günlerde yiyecek veya harçlık dağıtılmasını sağlayacak tahsisler yapıldığı, hatta II. Bayazit'in ve Kanuni'nin İstanbul'da yaptırdığı mekteplerle, Yavuz'un annesi tarafından Trabzon'da yaptırılan Hatuniye mektebi gibi bazılarında da bütün bu sayılanlardan başka günde iki öğün yemek verilmesinin sağlandığı görülmektedir. Çeşitli vesilelerle zaman zaman İstanbul sıbyan mektebleri öğretmen ve öğrencilerinin Paşa kapısına (Bab-ı Ali) davet olunarak, öğretmenlere hil'atlar giydirilip, hediyeler verildiği, öğrencilere de pilav, zerde ziyafetleri çekildiği ve harçlıklar dağıtıldığı da bazı eski kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bazı vakfiyelerde ise kabiliyetli çocuklara ayrıca burslar ayrılmıştır. Hemen her okulun vakfiyesinde çocukların yıllık bahar, kır gezintilerinin gerektirdiği her türlü giderin gözönünde tutularak karşılığının sağlandığı görülmektedir.

 

Çocukların eğitimi daha sonraki yıllarda da ihmal edilmemiştir. Sultan II. Mustafa tarafından çıkarılan bir fermanla, çocukların gerekli dini eğitimi görmeden sanata verilmelerine mani olunması istenmiştir. Sultan II. Mahmud ise 1824'de İstanbul'da halkın, çocuklarının cahil kalmasındaki kötülüklere dikkati çekerek, herkesin çocuklarını akıl baliğ oluncaya kadar günde iki defa mektebe gönderip o-kutturması mecburiyetini ilan ve bunun müeyyidesi olarak da öğrenim çağındaki çocukların esnaf tarafından çıraklığa alınmalarını yasak etmişti.

 

Günümüzde ise "Çocukları küçük ve değersiz görenler, millet hayatında, nasıl mühim bir unsuru hafife aldıklarını düşünüp ürpermelidirler."(2)

Bizim de yakın bir gelecekteki aydınlık dünyamızın mimarları olacak çocuklarımızın eğitimine anaokulları seviyesinde bu şekilde el uzatabilmemiz ümidiyle.

 

LİTERATÜR:

1— Necdet Sevinç: Osmanlı Sosyal ve Ekomik Düzeni.

2—A. Fettah Şahin: Ölçü veya Yoldaki Işıklar

 

 

 

Osmanlı’nın Anaokulu Sıbyan Mektepleri

KATEGORI: GENEL HABERLER

 

4+4+4 eğitim programının konuşulduğu bugünlerde, Osmanlı’da 4+4+4 metodunun uygulandığını hatırlatalım. Fakat rakam eğitime başlama yaşıydı: 4 yıl 4 ay 4 gün.

 

Şimdiki ana okullarının Osmanlıda ki karşılığıdır Sıbyan Mektepleri. Sabi’nin çoğulu sıbyan, “çocuklar” manasına gelir. Bu mekteplerde sabi denilen 5-6 yaşında ki ilkokul öncesi çocuklar eğitim gördüğü için bu adı almıştır. Çocuklara mektebe gidip gelme kolaylığı olması için her mahallede bir tane bulunduğundan, halk arasında “Mahallle Mektebi” denirdi bu okullara. Sıbyan mekteplerinin birçoğu taş binalar olduğu için “Taş Mektep” de denilmişti bir dönem. Bu mektepler umumiyetle camilerin avlusunda, yakınında ya da camilere bitişik tek bir odadan ibaret binalardı. Caminin müştemilatından bir odanın mektep olarak kullanıldığı da mevcut idi. Sıbyan mekteplerinin daima cami çevrelerinde ya da caminin içinde olmasının sebebi; çocukların manevi bir atmosfer içinde dini eğitim almaları ve bunu uygulamalı olarak öğrenmeleriydi.

 

Sıbyan mektepleri tek bir odadan ve tek bir hocadan oluşurdu. Medrese mezunu hocalar, umumiyetle mektebin yanında ki ya da yakınında ki caminin imamı veya müezzini olurlardı. Eğer çocuk sayısı fazlaysa, muallimin yetiştirdiği talebelerinden kendisine yardımcı hoca olarak seçtikleri de ders okuturdu. Bir sıbyan mektebinde ortalama 30 çocuk okurdu. Bu çocuklar her akşam evlerine gitmeden önce mektebi yaptıranın ruhuna fatiha okurlardı.

 

4 YIL 4 AY 4 GÜN

 

Fatih Sultan Mehmed, Sıbyan mektebi muallimlerin medresede eğitim görmüş olmalarını mecbur tutmuş, edebiyat, mantık, geometri, astronomi ve kelam okumayanların sıbyan mekteplerinde ders vermelerini yasaklamıştı. Eğitime verilen önem, Osmanlı’nın son dönemlerine kadar devam etmiştir. Sultan 2. Mustafa, çocukların gerekli dini eğitimi görmeden sanata ya da zanaata verilmelerini fermanla yasaklarken, Sultan 2. Mahmud da çocukların ergenlik yaşına kadar mektebe gönderilmelerini emretmiş, öğrenim çağındaki çocukların esnaf tarafından çıraklığa alınmalarını yasaklamıştı.

 

Mektebe başlama yaşı 4 tü. çocuk, 4 yıl 4 ay 4 günlük olunca amin alaylarıyla, Bed’i Besmele merasimleriyle mektebe başlar, Kur’an, ilmihal, ve ahlak öğrenirdi. Hepsi anaokulu statüsünde olduğu için sıbyan mekteplerine gelen öğrenciler arasında sınıf taksimatı yapılmaz, sadece dersleri aynı seviyede götüren öğrencileri grup grup ayıran muallim, başlarına göre sınıfçıklar oluştururdu. Sıbyan mektepleri sabah namazından sonra açılır, ikindi namazıyla tatil olurdu. Haftanın 6 günü mektebe giden çocuklara Cuma günü tatildi. Şimdiki okullarda olduğu gibi teneffüs yoktu.

 

Zaten buna gerek de yoktu. Zira öğrencilerden bir grup, hocanın karşısında dersini okurken, diğer çocuklar serbest kalırlar, isteyenler kendi aralarında oyun oynarken, isteyen dinlenir, dersine iyi iyi çalışmamış olanlar da dersine hazırlanırdı. Muallim, gürültü yapmaları dışında hiç bir şeylerine müdahale etmezdi. Tek bir teneffüs vardı. Öğle yemeği molası. Bu sırada çocuklar, zaten yakın olan evlerine gider, yemeklerini yiyip namazlarını kılar, tekrar mektebe koşarlardı.

 

KUR’AN-I HATMEDEN MEZUN OLURDU

 

Sıbyan mekteplerinde okutulan dersler: Elifba (alfabe), Kur’an, tecvit, yazı, ilmihal, hesap (matematik). Sonradan tarih ve coğrafya da eklenmişti. Şimdinin anaokulları olan sıbyan mekteplerine giden Osmanlı çocukları, Kur’an’ı hatmettikten sonra mezun olabilirlerdi ancak. Bu da gösteriyor ki Osmanlı halkından Kur’an okumayı bilmeyen hiç kimse yok. Hem de ilkokula gitmeden önce öğreniyorlardı Kur’an okumayı. Okulun süresi, talebenin çalışkanlığı ve kabiliyetine bağlıydı. Hatim indiren öğrenciler için mezuniyet merasimi yapılırdı. Bu merasim tıpkı mektebe başlama esnasında yapılan amin alayı gibi görkemli olurdu. Yani mektebe başlama ve mektebi bitirme hep eğlenceli ve görkemli merasimlerle kutlanırdı Osmanlı’da.

 

DEVLET EĞİTİME KARIŞMAZDI

 

Sıbyan mektepleri ücretli idi. Bu ücret velilerden alınır, devlet asla müdahale etmezdi. Fakat bu ücret illaki akça (para) olmak zorunda değildi. Velilerin imkanı nispetinde bazen yiyecek, bazen giyecek, bazen de ev eşyası dahi ücret sayılırdı. Hatta kurban bayramı yakınsa, mektebin muallimine veliler tarafından süslenmiş bir koç hediye edilirdi. Çocuğun tahsil derecesi yükseldikçe, muallime bir hediyeyle teşekkür edilmesi adettendi. Ayrıca okulun ısınma ve diğer giderlerini veliler karşılardı. Fakir çocuklar ile öksüz ve yetimler için kurulmuş vakıflar vardı. Kimsesiz ve fakir çocuklara her yıl “kapama” adıyla elbise ve ayakkabı almaları için ödenekler ayrılır, belli zamanlarda harçlık dağıtılır ve günde iki öğün de yemek verilirdi. Hatta zaman zaman muallimler ve talebeleri, Paşa kapısına (Babıali) davet edilip etli pilav ve zerde hoşafı ziyafetleri çekilir, muallimlere hilatlar giydirilerek hediyeler verilir, talebelere de harçlıklar dağıtılırdı.

 

İlginç bir ayrıntı da; sıbyan mektebi muallimlerinin halkın arasına karışıp oturamamalarıydı. Kahvehanelerde ya da esnaflarla dükkanların önünde, çay ocaklarında oturup sohbet etmeleri hoş karşılanmazdı. Hocalığın ve ilmin izzetini korumak için avamın atasına karışmamaları gerekiyordu.

 

Bir diğer ilginç ayrıntı ise; sıbyan mektebi muallimlerinin mahkemede şahitliklerinin edilmeyişiydi. Zira çocuklarla uğraşmaktan çocuk fıtratı oluşabilir ya da fazla merhametli, fazla duygusal davranabilirlerdi. Terbiye ve ahlaka çok önem verilen sıbyan mekteplerinde, daha o yaşta iken nerde nasıl davranılacağı bütün teferruatıyla öğretilirdi.

 

AMİN ALAYI

 

Mektebe başlayan çocuk için yapılan ve “Amin Alayı” denilen merasimde, şölenler, ziyafetler verilir, muallime hediyeler takdim edilir, mektepteki çocuklara da şekerlemeler, simitler şerbetler, lokumlar dağıtılırdı. Mektebe başlayan çocuk, tıpkı bir sünnet çocuğu gibi süslenir, yepyeni elbiseler giydirilir, altınlar, mücevherler takılır, sırmalı cüz ve alfabe kılıfı boynuna asılırdı. Mektebin çocukları, mektebe yeni başlayacak çocuğun evine gelirler, ilahilerle, aminlerle çocuğu akrabalarınında katıldığı bir törenle alıp mektebe götürürlerdi.

 

 

 

 

 

OSMANLI DEVLETİ’NDE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

 

Bu çalışmada; Osmanlı Devleti’nde okul öncesi eğitimin tarihi gelişimi

analiz edilmeye çalışıldı. Klasik Osmanlı eğitim-öğretim kurumlarında bugünkü manada yer almayan okul öncesi eğitim düşüncesi, batılı örneklerine paralel

olarak Tânzimâtla birlikte yerini bulacaktır. Gayri Müslim azınlık bu konuda

hemen harekete geçerken, Osmanlı Anaokulları gerek özel gerekse resmi manâ-

da II. Meşrutiyetle(1324-1908) birlikte kurulacaktır. Kanunlar çıkarılıp, nizâmnâmeler yayınlanacak, İstanbul Öğretmen Okulu dahilinde anaokulu öğretmeni şubesi açılacaktır.

Ancak alt yapı oluşturulmadan ve hazırlıksız olarak girişilen bu çabalar

yeterli olmayacaktır. Nihayet I. Dünya Savaşı’nın sonucu olarak ortaya çıkan

sosyal ve siyasi sorunlar ve iktisadi çöküş, bu müesseseler üzerinde de etkisini

gösterecek, 1920 başlarında kapatılacaklardır.

Çalışmada ayriyeten İstanbul Öğretmen Okulu, Terbiye ve Psikoloji

öğretmeni İbrahim Alaaddin’in Tedrisât Mecmûasında yayınlanan

“Anaokulları-Çocuk Bahçeleri” başlıklı makalesi doğrultusunda bu safahat

aktarılmakta, gerek okul öncesi eğitim gerekse Osmanlı Devleti’ndeki uygulamaları hakkında değerlendirmelerde bulunulmaktadır.

Anahtar Sözcükler: Eğitim tarihi, Osmanlı Devleti, okul öncesi

eğitim

Gi riş

Okul öncesi eğitim uygulamaları ilk çağlara kadar uzanmakla birlikte esaslı

gelişim 17. yüzyıl ve sonrasındadır. Osmanlı Devleti de bu gelişmelerden etkilenmiş-

tir. Biraz geç olmakla birlikte II. Meşrutiyet döneminde ilk okul öncesi kurumlar açılmıştır. Ancak bunlar başarısız denemeler olmuştur. Bu safahatı kısmen aktaran çalış-

malar bulunmakla birlikte esaslı olarak aktaran çalışmalar bulunmamaktır. Bu çalış-

ma bu açığı kapatmaya matuftur. Çalışma, belge tarama yöntemiyle yürütülmüştür.

II. Okul Öncesi Eğitimin Kökenleri

Okul öncesi eğitim uygulamaları ilkçağlara kadar uzanmaktadır. İlkçağ düşü-

nürleri Platon ve Aristo bu konuda fikir yürüten başlıca şahsiyetlerdi(Aytaç, 1998, 40).

Ortaçağda ise eğitim gerek doğuda gerekse batıda dinin gölgesindeydi.15- 16.

yüzyıl Avrupasında Rönesans ve Reform hareketleri sonucunda kilisenin gücü azalmış, Hümanizma ile insanın değer kazanmasıyla çocuk- aile kavramları önem kazanmaya başlamıştı.

* Yrd. Doç.Dr., Erzincan Üniversitesi, Üzümlü Meslek YüksekokuluComensky (1592-1670), Fenelon (1651-1715), Rousseau (1712-1778) okul öncesi dönem eğitimiyle ilgili düşünceler geliştirdiler (Aytaç, 1998, 148,155,189). Rousseau

etkisindeki Pestalozzi’nin (1746-1827) düşünceleri ise 19. yüzyılın ilk yarısına damgasını vurdu. 19. yüzyılın ilk 50-60 yılı boyunca temel eğitim bunun düşünceleri üzerine kuruldu. Yaşamının ilk kısmını fakirlere hizmet vermeye çalışarak geçiren

Pestalozzi yaşamının sonraki kısmında ise çocuğun doğal gelişimine dayanan bir

öğretim yöntemi ve teorisi geliştirmişti (Rufer, 1962, 184; Başal, 1998, 29; Cubberly,

2004, 78,85).

Pestalozzi ilkelerine bağlı Froobel (1782-1852) 3-6 yaş çocukları için 1816 yılında “Kinder Garten” (Çocuk Bahçesi) adını verdiği ilk anaokulunu açmıştır. Froobel,

gelişimin bir süreç olduğunu ve bütün gelişim kademelerinin sıhhatli olmasının önceki kademenin durumuna bağlı olduğunu söyler. Bireysel farklılıklara inanır ve çocuk

eğitiminde oyunun en önemli eğitim vasıtası olduğunu söyler. Çocuklara yaş gruplarına göre farklı materyaller vermek ve eğitimde müzikten yararlanmak ta Froobel’in

temel görüşlerindendir (Hadley, 1959, 23; Başal, 1998, 29; Ellwood, 2004, 284).

Okul öncesi eğitime olan katkıları günümüze ışık tutan bir diğer eğitimci de

Maria Montessori (1870-1952) idi. Zihnen geri kalmış çocukların eğitimiyle ilgili çalış-

malarda bulunan Montessori, elde ettiği sonuçların normal çocukların gelişimine de

katkıda bulunacağını ileri sürdü. 1898’de ilk “Çocuk Evi” ni açtı. Müfredat programı-

nın her bir çocuğun bireysel özelliklerine göre ayarlanması gerektiği üzerinde durdu.

Okuma, yazma ve aritmetiğe hazırlamak amacıyla duyuların eğitilmesini önerdi.

“Montessori Yöntemi” olarak bilinen eğitim anlayışı: Çocuğun tanınması, duyuların

eğitilmesi, deneyimde tekrarı, disipline yönelten özgürlük ortamı, ilgi çekici ve mutlu

bir olay olarak sunulan çalışma, eğitime toplumsal bir olay olarak yaklaşım gibi ilkeleri kapsamaktaydı (Başal, 1998, 30; Tos, 2001, 14; Oğuzkan-Oral, 2003, 26-27).

Okul öncesi eğitimde gerçekleşen tüm bu gelişmelere karşın politik nedenlerle de anaokullarının 19.yüzyıl ilk yarısında yayılma alanı bulamadığı hatta yasaklandığı görülmektedir (Aytaç, 1998, 27; Ellwood, 2004, 284). Yayılma ve genişleme

19.yüzyıl ikinci yarısı ve 20.yüzyıl başlarında olacaktır.

III. Osmanlı Devleti Eğitim Kurumları ve Okul Öncesi Eğitim

Osmanlı Devleti eğitim-öğretim kurumlarının başlıcalarını; Sıbyan mektepleri(mahalle mektepleri), medreseler, Enderun Saray Okulu, Şehzadegan Mektepleri

gibi kurumlar oluşturmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri aşağı yukarı her köy ve mahallede en

az bir tane olan ve ilköğretimin birinci basamağını oluşturan sıbyan mekteplerinde

sabi denilen 5-6 yaşındaki kız ve erkek çocukları Kuran, namaz kılınması, namazda

okunacak ayetler ve dualar ve biraz da yazı yazmayı öğrenirlerdi (Aksoy, 1968, 13;

Koçer, 82, 86). Kısaca eğitim-öğretimin esası, dinin ve ahlakın öğretilmesinden ibaretti (Ergin, 1977, 6; Kodaman, 1999, IX; Başgöz, 1999, 3-10).

Şehzadegan Mektebi programı da aynen sıbyan mekteplerininki gibiydi

(Aksoy, 1968, 39; Ergin, 1977, 6). Okula başlama yaşı ise İslami gelenekteki gibi 4 yaş

4 ay 4 gündü. Esterâbâdlı Aziz B. Erdeşir’in Sivas Sultanı Kadı Burhaneddin namına

yazdığı Bezm-ü Rezm’de Kadı Burhaneddin’in 1348’de 4 yaş 4 ay 4 günlükken okula

başladığı yazılmaktadır (Aksoy, 1968, 20). Ahmet Refik de Şehzade Cem’in fikri teru İbrahim Caner Türk

Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011 161biyesine henüz 4 yaşını geçtiğinde başlandığını yazar (Eroğlu, 2004, 83). İslami gelenekte bu yaş ölçüsü uğurlu sayılmıştır.

Eğitime bu kadar erken yaşlarda başlanmasına rağmen görüldüğü gibi bu yaş

çocuklarına verilen eğitim bugünkü okul öncesi eğitim anlayışından uzaktır. Osmanlı

Devleti’nde bugünkü manada erken dönem çocukluk eğitimine ilişkin düşünceler

Avrupa’ya paralel olarak Tanzimatla birlikte ortaya çıkacaktır. Gayrimüslim azınlık

topluluklar ve yabancı okullar bu düşünceyi hemen benimseyip harekete geçerken (

Ermenilerde 1874 tarihi itibariyle 469 adet anaokulu) (T.C. Milli Eğitim Bakanlığı

Talim Terbiye Kurul Başkanlığı Ondördüncü Milli Eğitim Şurası, 1993, 234; Başal,

1998, 32; Tekeli-İlkin, 1999, 107). Osmanlı Devleti’nde özel girişimlerin II. Meşrutiyet

öncesi dönemde teşebbüse geçtiği yine kurumsal çalışmaların bu dönemde başladığı

görülmektedir.

IV. Osmanlı Devleti’nde Anaokullarının Kuruluş ve Gelişmesi

Osmanlı Devleti’nde anaokullarının kuruluş ve gelişimini özel anaokullarının

kuruluş-gelişimi ve resmi anaokullarının kuruluş - gelişimi olmak üzere iki alt baş-

lıkta analiz edebiliriz.

A. Özel Ana Okulları

1913 senesine gelinceye kadar Türk olmayan unsurlarla yabancıların ana mektebi adında kurumları bulunmaktaydı.

Okul öncesi kurumların Türk unsurca Osmanlı Devleti’nin çeşitli illerinde

açılmaya başlaması ve yayılması ise II. Meşrutiyet’in hemen öncesindeki dönemlere

rastlar. 23 Temmuz 1908’den önce bazı illerde, bu tarihten sonra da İstanbul’da özel

ana mekteplerinin açıldığı bilinmektedir. Ancak resmi ana mektebinin açılışı Balkan

Savaşı’ndan sonradır (M.Satı, 1918, 663; Ergin, 1977, 1330).

Nitekim dönemin eğitimci ve düşünürlerinin bu konuda faaliyetleri görülmektedir. Edhem Nejat, “Memlekette anaokullarına ağırlık verilmeli, buralara öğretmen

yetiştirmek için de Anaokulları Dâr-ül-Muallimatı açılmalıdır. Bu okula rüşdiye mezunları

alınmalı iki-üç (1-1.5 yıl) dönemlik bir sürede mutlaka bir Avrupa ülkesinin yardımı ile

mükemmel bir eğitim vermelidir” demekteydi (Kurnaz, 1996, 93).

Eğitimci Kazım Nami Duru da 1909’da Avusturya-Macaristan’a giderek çocuk

bahçesi öğretmeni (okul öncesi eğitim) yetiştiren okulları gezmiş, dönüşte Selanik’te

bir ana mektebi sınıfı açmıştır. Öğretmen bulmadaki zorluk nedeniyle, Allians

İsraelit’ten yetişmiş iki bayanı öğretmen olarak almış, Froobel usulünün ilk bilgilerini de onlara kendisi vermiştir. Ancak, Balkan Savaşları bu çalışmaları yarım bıraktırmıştır. Daha sonra İzmit’te önce bir Ermeni bayan, sonra bir Türk bayanla Ana

Mektebi açmıştır. Kendisi ayrıca Fransızca’dan Çocuk Bahçesi Rehberi (okul öncesi

eğitim rehberi) adlı bir de kitap çevirmiştir (Akyüz, 1993, 231).

II. Meşrutiyet dönemi eğitimine damgasını vuran Satı Bey de Darülmuallimin

müdürlüğünden istifa ettikten sonra 1914 Temmuzunda yaptığı 4 aylık Avrupa gezisinde çocuk sanatoryumları, açık hava okulları, tatil kolonileri ve bilhassa Montessori

usülünü uygulayan okulları ziyaret etmiş, bu gezi, ertesi yıl kuracağı yeni mektebin

esaslarında ve şekillenmesinde çok etkili olmuştu. 1915’de Bayezit’ta “Yeni Mektep”

adlı bir özel anaokulu ve ilkokul açmış, hatta bir de anaokulu öğretmenleri yetiştiren

Osmanlı Devleti’nde Okul Öncesi Eğitim u

162 Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011“Darülmürebbiyet” açmıştı. Yeni Mekteb’e İstanbul’un zengin ailelerinin çocukları

devam etmiştir. Böylelikle de açılan anaokulu sadece sosyo ekonomik yönden üst

düzey geliri olan ailelerin çocuklarına hizmet etmiştir (Ergün, 1987, 6).

Maarifçi bir fırka olma iddiasıyla ortaya çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin

de bu konuda öncülük çabalarıyla açtığı okullarda ana sınıflarına yer verdiği görülmektedir. 1911 tarihli Osmanlı İttihat Mektepleri Çocuk Bahçesi ve İbtidai Programı

“Kindergarden-Çocuk Bahçesi Programı” (okul öncesi eğitim programı) şu şekildedir:

Birinci Sene:

Çocuklara kitapla hiçbir ders okutturulmaz. Çocukları oynatmak, eğlendirmek suretiyle, uygulamalı olarak sıhhat ve bedeni gelişimlerine, ahlaklarına, fikirlerinin aydınlatılmasına hizmet edilir.

Oyun: Hava müsait ise bahçede, hava müsait olmadığı vakitler sınıfta piyanoyla veya sözlü şarkılarla ve hareket ederek el ele hafif ve nazik danslarla oynar, hep

bir ağızdan şarkı söylerler.

Bu senede çocukların cismen gelişip büyümelerine ve istifadelerine hizmet

etmek birinci derecede önemli olduğu için her ders arasında çocuklar yarım saat bu

danslar ve nağmelerle oynatılır. Ve muallimenin nezareti altında zararsız ve bu mekteplere mahsus oyuncaklar verilerek eğlendirilir.

Şarkı Söyleme: Piyanoyla, yahut muallimenin nezaretinde tatbik-i ahenge alış-

tırılarak masumane şiirler ve şarkılar talim ettirilir ve nağmelerle söylettirilir.

Bahçıvanlık: Hava müsait olduğu zamanlar, çocuklar hergün bir saat kadar

bahçede meşgul edilerek kendilerine bitkiler alemi hakkında birinci basit bilgiler verilir. Çiçeklerin nasıl yaşadığı ve büyüdüğü anlatılır. Türkçe isimleri öğretilir.

Bahçıvanlıkta kullanılan aletlerin isimleri talim ettirilir ve kullanım şekilleri gösterilir.

Jimnastik: İsveç usulü muntazam, beden hareketleri icra ettirilmesi suretiyle

talim olunur.

El işleri: Froobel usulü hazırladıkları mukavvalar üzerine ve renklerine dikkat

ederek kurdelaları düğümlemek, kağıtları muntazam surette kırmak, katlamak, yırtmak. Muntazam şekillerde tahta parçalarından resimlerine uygun olarak şekiller

meydana getirmek gibi uygulamalar.

Bunlar sınıfta tedris olunur.

İyi havalarda bahçelerde kumlarda çeşitli şekiller teşkil ettirilir.

Resime mahsus defterler üzerine hatlardan başlanarak basit resimler yaptırılır.

Ahlak: Ahlâki faziletlerin birinci esasları müşfik bir anne nasihatleri suretinde, küçük hikayeler de hisseler, ibretler çıkarılarak güzel misaller gösterilerek uygulamalı bir surette öğretilir. Çocuklara iyiliğin ruh üzerindeki güzel tesirleri yüceltilir.

Babalarına, annelerine, kardeşlerine, akrabalarına, öğretmenlerine, arkadaşlarına velhasıl bütün insan alemine karşı olan vazifeleri derece derece tayin ve talim olunur.

Bütün öğretim esnasında her fırsattan istifade ile çocuklara güzel ahlak dersi vermeye itina edilir.

u İbrahim Caner Türk

Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011 163İlmi eşya: Maddelerin isimleri, mahiyetleri, hangileri tercih olunduğu, vücut

azalarının, giysilerin, ev eşyalarının, binaların taksimat ve teferruatı, pek bilinen hayvan ve bitki cisimleri yahut resimleri gösterilerek isimleri talim ettirilir.

Bu dersin hakkıyla öğretilmesi için dershanede bütün bu şeylerin küçük oyuncak gibi modellerinin koleksiyonları bulunur. Her model çocuğa gösterilerek güzelce

anlaştırılır.

İlmi Hesap: Evvela birden ona kadar, bir de ondan yüze kadar, eşya gösterilmek suretiyle sayma öğretilir.

Türkçe: Küçük şiirler belletilerek kelimenin manası kavratılır ve hakkıyla

telaffuz ve ahenkli okuma talimi yaptırılır.

Kırâat: Mevcut harfler öğretilip yalnız bir heceli kelimeler oluşturulur.

Fransızca: Vücudun, elbiselerin, eşyanın en mühim olanlarının isimleri öğretilir. Ve birden ona kadar sayı talimi yaptırılır.

Birinci sınıfta bütün dersler yalnız Türkçe olarak öğretilir. Çocukların dimağı-

nı işgal eden dersler yarım saatten fazla uzatılmaz. Bu gibi derslerin arasında uzun

teneffüslerde dans ve şarkı, el işleri gibi çocukları eğlendiren derslerle aralar verilir.

İkinci senede:

Şarkı Söyleme: Birinci senede olduğu gibi fakat bazı Fransızca şarkılar da

öğretilmeye başlamak suretiyle devam olunur.

Bahçıvanlık: Çocuklara Türkçelerini öğrenmiş oldukları alet, bitki, çiçek isimlerinin Fransızcaları öğretilerek bahçıvanlık uygulaması basit şekilde yaptırılır.

Jimnastik: Birinci sınıfla beraber devam olunur.

El İşleri: Birinci senede öğrendikleri şeylerin daha muntazamları yaptırılır.

Resim: Kurşun kalemle kağıt üzerine hatlardan oluşan resimler yaptırılır.

Ahlak: Birinci sınıfta başlanmış usule daha geniş surette devam olunur.

İlmi Eşya: Birinci sınıfta Türkçe isimlerini öğrendikleri eşya numunelerinin

Fransızcaları öğretilir.

Hesap: Yüze kadar olan rakamlarla toplama ve okuma öğretilir. Ve ellerine

verilecek küçük şeyler saydırılarak toplama işlemine alıştırılır.

Türkçe: Şiir okumaya, mana ve ahenkli telaffuz öğretilmesine devam olunur.

Kırâat: Harfler ile iki heceli küçük kelimeler oluşturulup okutturulur. Ve

çocuklara hece teşkil ettirilir.

Fransızca: Bildikleri kelimelerden küçük cümleler teşkiline alıştırılır.

İkinci senede oyunlar da çoğunlukla Fransızca telaffuz ettirilir (Osmanlı

İttihat Mektepleri Çocuk Bahçesi İbtidai Programı, 1911, 10-12).

Özel (Geceli ve Gündüzlü-Erkek ve Kıza Mahsus) Şems Mektebi 1916 yılı

programından, nizamnamesinden anlaşıldığına göre de Ana kısmı 5 yaşından 7 yaşı-

na kadar erkek ve kız çocuklarına mahsustu. Ana sınıfı ve birinci seneler için öğrenim

Osmanlı Devleti’nde Okul Öncesi Eğitim u

164 Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011ücreti senevi “5” lira idi. Ve ücret ya peşin veya 3 taksit halinde alınırdı (Şems

Mektebi Program Nizamnamesi, 1334/1918, 1-3).

B. Resmi Ana Okulları

Son dönem Osmanlı aydınları, eğitime ilişkin değerler ve uygulamaları toplumun ve devletin içinde bulunduğu felaketlerin temel nedenlerinden biri olarak

yorumlamakta, kurtuluşun ve gelişmenin yeni bir eğitim sistemiyle sağlanabileceğine inanmaktaydı. Nitekim Osmanlı Devleti’nde 20. yüzyılın başlarında ana mekteplerinin ortaya çıkması da bu gelişmenin doğal bir sonucu sayılabilir (Akyüz, 1996, 11).

II. Meşrutiyet’in temel sloganı “Devletin yıkılışını ancak eğitim kurtarır”

olmuştu. İttihat Terakki Fırkası’nın siyasi programının 42. maddesi, bizde ilk kez eğitimi hedef göstermekteydi (Kansu, 1932, 111; Sakaoğlu, 1993, 126). Balkan savaşlarında Bulgarlar’ın Çatalca’ya kadar gelmeleri (1912) Osmanlı halkı ve aydınlarını düş-

manın başarısı ve kendi yenilgilerinin nedenlerini araştırmaya da itmiştir. Bismark’ın

yıllar önce 1866 ve 1870 zaferlerini Alman ilkokul öğretmenlerine mal eden sözü birden ortaya çıkarılmıştır. Artık aranan en önemli neden bulunmuştu. Bulgarlar ve

öteki Balkan ulusları da başarılarını askeri etmenlerden çok öğretmenlerine ve eğitim

sistemlerinin üstünlüğüne borçlu idiler; Osmanlılar’ın yenilgisi de öğretmenlerinden

ve eğitim sistemlerinden ileri gelmişti (Akyüz, 1993, 253).

Nitekim Nail Bey’den sonra nezaret makamına gelen Emrullah Efendi’nin

nazırlığı sırasında yaptığı esaslı işlerden biri de Tedrisat-ı İbtidaiyye

Kanunu(İlköğretim Kanunu)’nun çıkarılmasıdır (Ergin, 1977, 1277; T. C. Milli Eğitim

Bakanlığı Talim Terbiye Kurul Başkanlığı Ondördüncü Milli eğitim Şurası, 1993, 234)).

Tedrisat-ı İbtidaiyye Kanunu’ndan beklenen asıl netice milleti oluşturan fertlerin karanlık yolunu hayatta biraz meşale ile aydınlatmak ve bastığı yeri bilerek hem

kendilerine hem vatana faydalı uzuvlar olacak surette yetiştirilmelerini sağlamaktan

ibarettir (Ergin, 1977, 1303).

101 madde 10 fasıldan oluşan kanunun ana mektebiyle ilgili maddeleri şunlardır:

Madde 3: Tedrisat- ı İbtidaiyyeye mahsus olan müesseseler atideki mekteplerdir:

Ana Mektepleri ve Sıbyan sınıfları.

Madde 4: Ana mektepleri ve sıbyan sınıfları çocukların yaşlarına uygun olarak faideli oyunlar ve tenzihler, el işleri ve ilahiler, vatani manzumeler, durus-u

eşyayla ilgili konuşma ve sohbetler ile ruh ve bedeni gelişimlerine hizmet eden müesseselerdir. Ana mektepleri 4 yaşından 7 yaşına kadar olan çocuklara mahsus olarak

tesis edilir. Bunların teşkilat ve düzenlenmesiyle ilgili nizamname ve talimatlar

Meclis-i Kebir-i Maarif’de tezekkür edilerek çıkarılacaktır.

Madde 5: Ana mektebi bulunmayan yerlerde 5-6 yaşındaki çocuklar için

Mekatib-i İbtidaiyye dahilinde ayrıca sıbyan sınıfları açılabilir.

Madde 33: 5-6 yaşındaki çocukların adedi 20’yi geçen yerlerde bir sıbyan sını-

fı oluşturulur.

Madde 43: Darülmuallimin mezunları kifayet etmeyen yerlerde Vilayet-i

Tedrisat-ı İbtidaiyye Meclisleri boş muallimlikler veya muallim muavinlikleri için her

u İbrahim Caner Türk

Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011 165sene tatil günlerinde bir ehliyetname imtihanı oluşturur ve talipleri talimatına uygun

olarak imtihan ederek muvafık olanlara geçici ehliyetname verir.

Madde 44: Bu ehliyetnameler 3 sene için geçerli olup, üçüncü sene sonunda

Darülmuallimin derslerinden imtihan vererek şehadetname almak şarttır. Bu imtihana dahil olmayanların geçici ehliyetleri geri alınır. İlköğretim müfettişlerinin raporu

doğrultusunda da vilayet maarif müdürü ehliyetnameyi geri alabilir.

Madde 91: Ana mekteplerini, müfettişler, maarif müdürleri, Tedrisat-ı

İbtidaiyye Müfettişleri, kaza kaymakamları, nahiye müdürleri, teftiş edebilir.(6 Ekim

1913/5 Zilkade 1331, Maarif Nazırı Ahmet Şükrü, Sadrazam Mehmet Sait) (Maarif-i

Umumiye Nezareti Tedrisat-ı İbtidaiyye Kanun-u Muvakkati, 1914/1329, 3-23)

15 Mart 1915/2 Mart 1331de çıkarılan bir nizamname ile de bu müesseselerin

maksat ve gayeleri tayin ve tespit olunmuştur.

Bu nizamnameden anlaşıldığına göre:

Ana mektepleri iptidai sınıfları bulunan bir kız mektebine ek olarak açıldığı

gibi ayrıca da açılabilir.

Ana mektebi açılabilmesi için:

İlk başta: Binanın mektebe elverişli ve sıhhat kaidelerine uygun olması,

İkinci olarak: Çocukların sayısıyla mütenasip genişlikte bahçesi bulunması,

Üçüncü olarak: Her türlü terbiye levazımının hazırlanması şarttır.

Ana mektepleri ücretli veya ücretsiz olarak açılabilir.

Ücretli resmi anaokullarına parasız çocuk alınmaz.

Ana mekteplerine 4-5-6 yaşındaki çocuklar alınır. Erkek ve kız çocukları birlikte bulundurulabilir.

Çocuklar anaokullarına alınırken doktor tarafından muayene edilecek, bulaşı-

cı hastalıkları olmadığı ve aşılı oldukları tespit edilecektir.

Ana mekteplerinde çocuklar yaşlarına göre sınıflara ayrılırlar. Her sınıfa en

çok 30 çocuk alınır.

Ana mekteplerinde sağlığa uygun ve ahlaki oyunlar, okul içinde yürüyüşler

ve düzenli beden eğitimi, dini ve milli öykü okumalar ve konuşmalar, resimlerin

incelenmesi ve el işleri yaptırılır.

Ana mektepleri en az haftada bir kez sağlık incelenmesine tabi tutulacak ve

çocuklar tek tek muayene edilecektir. Gerek görülürse bu denetimler hakkında

çocukların velilerine bilgi verilecektir.

Ana mekteplerinde sınıf sayısı kadar bayan öğretmen ve yardımcı bayan

öğretmen bulunur. Yönetim görevi birincilere verilir.

Bir ana mektebinde muallim olmak için de:

1. Kız Muallim Mektebi Ana Şubesi’nden çıkmış olmak,

2. Yahut bir ana mektebini iyi idare etmiş olduğuna dair vesikaları bulunmak,

Osmanlı Devleti’nde Okul Öncesi Eğitim u

166 Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/20113. Veyahut ana muallimliğini yapabilecek iktidarda olduğunu imtihanla ispat

etmek,

4. Türkçeyi iyi konuşabilmek ve açıkça yazabilmek lazımdır.

Ana mektebi öğretmenleri Osmanlı uyruğuna sahip olacaklar ve hiçbir bula-

şıcı hastalıkları bulunmadığı doktor raporu ile belirlenecektir.

Ana mektebi öğretmenlerinin terfi ve meslekte ilerlemeleri ilköğretim kanunundaki hükümlere tabidir

Tedrisat-ı İbtidaiyye Kanunu Muvakkati gereğince açılacak sıbyan sınıfları da

bu nizamname hükümlerine tabidir.

Bu nizamname yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer (Başbakanlık Osmanlı

Arşivi Meclis-i Kebir-i Maarif Tasnifi: Dosya 210, Gömlek 63. Ana Mektebine Ait

Nizamname).

Bu gelişmeler doğrultusunda gerek İstanbul’da gerek büyük şehirlerde bir

hayli ana mektebi veya çocuk bahçesi açılmıştır (Unat, 1964, 154). Şükrü Bey’in nazırlığında(1913-1917) resmi anaokullarının sayısı bir hayli artmıştır.1913’te İstanbul

maârif müdürünün, ilin ihtiyaç duyduğu okullarla ilgili olarak hazırladığı bir raporda da, resmi eğitim makamlarının anaokullarına bakışı ve ilk açılan resmi anaokulları hakkında önemli bilgiler vardır. Buna göre: 1914 yılı eğitim bakanlığı bütçesi

düzenlenirken Avrupa’da pek çok faydası görülen, çocukların maddi ve manevi

durumlarını uygulama içinde geliştirip onları okula hazırlayan ve çocuk bahçesi

denilen okulların açılmasına girişilmiştir. Bu senelik, bu çeşit okullardan dördünün

Fatih, Şehremini, Sultanahmet, Eyüp’te olarak İstanbul tarafında, ikisinin Nişantaşı

ile Kasımpaşa’da olmak üzere Beyoğlu tarafında, ikisinin Üsküdar tarafında, ikisinin

de Kadıköy’de toplam 10 adet okulun açılması için bütçeye gerekli ödenek konmuş-

tur. Bunlar, evlerinde ev işleriyle uğraşıp çocuklarına yeteri kadar bakamayan aileler

ile çocuklara daha küçük yaşta uygulamalı biçimde ilk bilgileri veremeyen ve eğitim

niteliğinden mahrum bulunan ailelerin çocuklarını eğitip hazırladıkları ve çocuklar

buralarda pek küçük yaşlarda iken düzen ve sosyal hayata alıştıkları için çok gerekli

ve yararlı okullardır. Bu çeşit okullar çocuk eğitimi bilimini bilen ve anne şefkatine

sahip bayan öğretmenler elinde bulunduğu ve çocuklar sürekli geniş bahçelerde bir

takım hüner ve becerileri eğlenceli ve açık havalı yerlerde el işleri ile kazanmakla

meşgul edildikleri için, çocuklar hiç sıkılmadan birçok yararlı bilgi edinip ilköğretime

hazırlanmaktadırlar (Akyüz, 1996, 11).

1914 tarihinde de Maârif Nezâreti tarafından anaokulları öğretmenleri ve

yöneticileri için anaokullarının ilk programlarını ve bu programlarda yer alan derslerin açıklamalarını ve uygulamaya konmasına ilişkin resmi görüş ve istekleri kapsayan ayrıntılı bir belge yayınlanmıştır.

Bu belgenin anaokullarına ilişkin çağdaş eğitim görüşleri açısından düzenlendiği görülmektedir. Belge anaokullarının derslerini ve uygulamalarını ilk kez son

derece ayrıntılı olarak belirlemiştir (Akyüz, 2004, 17).

1916 sonlarına kadar İstanbul’da resmi anaokullarının sayısının 30’a ulaştığı

görülmektedir. Beşiktaş İttihat ve Terakki Mektebi Anaokulu ( Öğretim araç ve gereç-

leri Avrupa’dan getirilmiştir), Kadıköy Osmanlı İttihat Mektebi’nin bir yıllık çocuk

u İbrahim Caner Türk

Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011 167bahçesi, Erenköy Valide Mektebi, Hasan Tahsin ve Mustafa Celal’in açtığı Osmanlı

Çocuk Bahçesi bunların başlıcalarıdır. İzmir’de de Hadika-i Maarif Mektebi’nin bir

yıllık anaokulu kısmı, Şark Mektebi’nin iki yıllık anaokulu kısmı, Menba-ı Füyuzat

Mektebi’nin iki yıllık anaokulu kısmı bulunmaktaydı (Akyüz, 1996, 14).

1915(1333) senesi maarif bütçesi müzakere olunurken, Nazır Şükrü Bey:

“Memlekette maarif cihetile noksan olan şeyler düşünülerek tetkik edildi. O noksanlar üzerine yürünerek teşkilat itibarile hemen cümlesi ikmal edildi. Teşkilat, Tedrisat-ı İbtidaiyye,

Taliye ve Aliye olmak üzere 3 kısma ayrılabilir. Tedrisat-ı İbtidaiyye 4 yaşındaki çocuklardan

başlayarak 12 yaşını bitiren çocuklara kadar devam eden bir müddeti tahsil olmakta. Bu 4

yaşındaki çocuklar 7 yaşına gelinceye kadar mektep terbiyesi almak, mektep inzibatına alış-

mak, fikirlerini tahsil ile alıştırmak üzere terbiye edilen mekteplerde toplanıyor ki, bu mekteplere biz Ana Mektebi diyoruz. Bunlar memleketimizde hiç tesis edilmemişken 4 seneden beri

vücuda getirilmeye başlandı. Ve binlerce çocuk bu mekteplerde gerek İstanbul’da gerek taşrada, sokak terbiyesinden, aile içinde bulunduğu zaman gerek sıhhi gerek sair suretle maruz

kalacağı mahzurlardan kurtarılarak mekteplere alındı. Ana mektepleri için talimatnameler

yapıldı. Ve ana muallimesi yetiştirmek üzere Darülmuallimatta bir şube küşad edildi. Bu şube

bugüne kadar 100’e yakın muallime yetiştirdi. Önümüzdeki sene de bu kısımdan 150 muallime yetişecektir.” Demekteydi (Ergin, 1977, 1366). Bu durum bize okul öncesi eğitimin

az-çok sistemli hale getirildiğini göstermektedir.

V.Anaokullarına Öğretmen Yetiştirme Çabaları

Anaokullarını açılıp-yaygınlaşmasında karşılaşılan en büyük problem yetiş-

miş anaokulu öğretmeninin olmayışıydı. Alt yapı oluşturulmadan hazırlıksız olarak

okullar açılmaya başlanmıştı. Ana mekteplerine muallime hazırlanmamış olduğundan Ermeni, Yahudi muallimeler konuldu. Fazla olarak okulların her işi onlara teslim

edildi. Şarkıları ve manzumeleri bile onlar yapıyorlardı. Sonra öğretmenler yetiştirilmeye başlandı. Bunlar iki kaynaktan yetişip geliyorlardı: Allians İsraelit’in yani

Yahudiler’in Ana Mektebi, İstanbul Dâr-ül-Muallimâtı’ndaki Ana Muallime Sınıfı.

Birinciler Musevi, ikinciler ise bir Ermeni muallimeden örnek alıyorlardı. Her iki

kısımda Avrupa’da çoktan beri terkedilmiş bir usulü neşrediyorlardı (Satı, 1918, 654;

Ergin, 1977, 1338-1339).

Kazım Nami de anaokulu açma çabasına girdiğinde bu azınlık unsurlara baş-

vurmak zorunda kalmıştı. Kazım Nami Ermeniler’in tamamen uygulama içinde

yetişmiş olduklarını, teorik temelden ve bilimsel kuramlardan haberdar olmadıkları-

nı ve küçük çocuklarımızı eğitmede başarılı olamadıklarını ve özellikle de bozuk

Türkçeleriyle onların dillerini bozduklarını gözlemlemiştir (Akyüz, 1996, 14).

Sayıları her geçen gün artan anaokullarına öğretmen yetiştirme gereksinimi

ortaya çıkınca devletin bir takım çalışmalar başlattığı da görülmektedir. Nihayet

1914-1915’ te yayınlanan Darülmuallimat programı ile İstanbul Darülmuallimâtı’na

bağlı bir Ana Muâllime Mektebi açılması sağlanmış ve böylece Türkiye’de anaokulu

öğretmeni yetiştirme yolunda ilk somut adım atılmış oldu. Bu program ile İstanbul

Dar-ül-muallimatı, 1. Kısmı İbtidâi, 2. Darülmuallimat-ı İbtidâiye, 3. Ana Muallime

Mektebi ve 4. Ana Mektebi’nden ibaret olarak dört birime ayrılıyordu. Ana Muallime

Mektebi’nin öğretim süresi bir yıldı. Ana mektebi ise onun uygulama okuluydu

(Öztürk, 2005, 59).

Osmanlı Devleti’nde Okul Öncesi Eğitim u

168 Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011Mektebin dersleri de şöyleydi: İlm-i Rûh-u Etfâl (Çocuk Psikolojisi), Terbiye,

Froobel Tedrisatı ve El İşlerinin Nazari Kısmı, İmlâ, Kırâat, Ulûm-i Tabiîye(Doğa

Bilimleri), Hıfzısıhha, Hesap, Geometriye Giriş, Gına (Müzik) ve Piyano, Osmanlı

Tarihi, Osmanlı Coğrafyası, Beden Eğitimi ve Ders Uygulamaları (Akyüz, 1996, 16).

Okulun eğitim kadrosunda, Vantura Hanım, Makruhi, Atamyan, Nevart

Arakelyan Hanım gibi gayrimüslimler de yer almaktaydı. Bu durum gayrimüslim

etkisinin devam ettiğini göstermektedir.

5 Temmuz 1915 tarihli Darulmuallimin ve Darülmuallimat Nizamnamesinde

Ana Muallime Mektebi’ne öğrenci olarak girme şartları belirtilmektedir. Bu kuruma

Darülmuallimat-ı İbtidaiyye’nin(Kız Öğretmen Okulu’nun) ikinci yılını bitirenler

sınavsız kabul edilecekleri gibi bu düzeyde bilgi sahibi olduklarını sınavla ortaya

koyanlar da kabul edilirler. Bu kız öğrencilerin yaşları 17’den aşağı ve 24’ten yukarı

olamaz.

I. Dünya Savaşı’nın sıkıntıları ve 1918’de savaştan yenilgi ile çıkılması, devletin her yerinde ortaya çıkan sosyal ve siyasal sorunlar ve İktisadi çöküş, öğretmen

okulları üzerinde de etkili olmuş ve yavaş yavaş 1918-1919 öğretim yılından itibaren

öğretim kadrosu daraltılmaya başlanmıştır. Bu zaman içerisinde, ülkenin içinde

bulunduğu şartlar yüzünden yeteri kadar anaokulunun açılamaması ve ana öğretmen okulundan çıkan öğretmenlerin iş bulamamaları yüzünden, 1919’da Ana

Muallime Mektebi’nin kapatılmasına karar verilmiştir. Böylece beş yıllık çalışma

sonunda 370 Ana Muallimine diploma verilmiştir (T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Talim

Terbiye Başkanlığı Ondördüncü Milli Eğitim Şurası, 1993, 235; Akyüz, 1996, 15).

VI. Okul Öncesi Eğitim ve Osmanlı Devleti’ndeki Uygulamalarıyla İlgili

Bir Değerlendirme

1919 yılında özellikle de Ana Muallime Mektebi’nin kapatılmasıyla birlikte

Osmanlı Devleti’ndeki okul öncesi eğitim uygulamaları nihayete ermiştir.

Türkiye’deki en eski ve ciddi eğitim dergilerinden birisi olan ve İstanbul

Darülmuallimin’i( İstanbul Öğretmen Okulu) Öğretmenleri tarafından çıkarılan

Tedrisat Mecmuası’nda, Müdür Muavini-Terbiye ve Ruhiyat Muallimi(Terbiye ve

Psikoloji Öğretmeni) İbrahim Alaaddin imzasıyla Kanuni Evvel-Kanuni Sani 1919-

1920 tarihinde çıkan “Ana Mektepleri-Çocuk Bahçeleri” başlıklı makale okul öncesi

eğitim ve Osmanlı Devleti’ndeki uygulamaları hakkında değerlendirmelerde bulunmaktadır.

Ana Mektepleri-Çocuk Bahçeleri

“Bizde ana mekteplerini, çocuk bahçelerini küçüklere mümkün mertebe çabuk tahsil

vermek için icat edilmiş müesseseler halinde telakki edenler var. Nitekim İzmir’de bundan 3-

5 sene kadar evvel epeyce miktarda ana mektebi yapmak istemişler ve bunların idaresini

İlkokul öğretmenliklerinden ihtiyarlıklarına veya iktidarsızlıklarına binaen çıkarılmış olan

öğretmen eskilerine vermişler. Muhakkak düşünmüşler ki bu müesseseler daha küçük çocukları içereceği için onların idaresine ait sorumluluğun daha az olmasında mahzur yoktur.

Nihayet medeni memleketlerde genç, cevval çocuklara karşı tesir eden ve sevgi dolu öğretmenlerle idare olunan bir aile yuvası halindeki ana mekteplerine bedel eski mahalle mekteplerinden beter bir sürü “Baba Mektebi” ortaya çıkmış. Bilahere bu münasebetsizlik hissedilerek

hepsi birden ortadan kaldırılmış. Sevgili arkadaşımız ve müdürümüz zavallı Servet Bey merhum bu mektepleri ne kadar teessürle anlatırdı.

u İbrahim Caner Türk

Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011 169Aynı mesele İstanbul’da da bundan daha çok mükemmel bir şekilde cereyan etmemiş-

tir. Geçen seneye kadar mevcut olan resmi ana mekteplerini çoğunlukla meselenin ehemmiyetinden habersiz hanımlara veya Türkçe’yi gayet fena söyleyen Ermeni Madamları’na vermek

zorunda kalmışlardır. Bu iş için hazırlanmış öğretmenlerimiz maalesef henüz yoktur. Ve onların yetişmesi beklenmeden resmi ana mektepleri lağvedildi. Bu geriye dönüş fevkalade üzücü-

dür. Fakat en iyi esasların ehil olmayan ellerde ne kadar zavallı neticeler verdiği düşünülürse

yine merci ad olunmak zaruriyedir.

İstanbul’da ilk mükemmel ana mektebi şüphesiz Satı Bey’in başlangıçta Bayezıt’ta ve

birkaç sene sonra Nişantaşı’nda tesis ettiği “Yuva”dır. “Yuva” maksadı tamamen kavramış

olan Satı Bey’in idaresi altında bulunduğu ve pek zengin vasıtalara sahip olduğu için Avrupa

şehirlerinde bile pek nadir tesadüf olunur mükemmel bir numune idi. Ancak meslekine tamamen vakıf ve aşık öğretmenler orada bile bulunamadığı için Satı Bey’in nezareti eksildikçe

yuvanın da kıymeti düşüyor ve çoğunlukla ziyaretçiler için süslü bir meşhur mahiyetinde

kalıyordu. Zaten müesseseyi iyice tanıyan insaf erbabı itiraf eder ki “Yeni Mekteb” in faaliyetlerinde süs ve gösteriş ciheti biraz fazlaydı. Fakat ne olursa olsun bugün ondan da mahrumiyet İstanbul için büyük bir ziyandır.

Geçen seneye kadar Darülmuallimatta sonradan eklenmiş bir ana muallime kısmı

vardı. Tahsili bir seneyle sınırlanmış olan bu kısma belki tamamen okuyup yazamayan,

umumi ve fenni malumat itibariyle şüphesiz pek yayan hanımlar alınır ve bunlar bir sene zarfında meydana çıkarılırdı. Bugün hamdolsun o gayri tabiilik ortadan kalktı. Fakat aynı ihtiyacı karşılayacak henüz başka bir teşebbüsde bulunulmadı.

Herhalde şurası muhakkakdır ki Darülmuallimatlar ana muallimesi yetiştirmez.

Çünkü İlkokul öğretmenliğiyle anaokulu öğretmenliği arasında çok fark vardır. Bizde

Darülmuallimata sonradan ilave bir ana muallime mektebi tesisi çok münasip temennidir.

Buraya ilk tahsilini tamamen ve mükemmelen yapmış hanımlar kabul edilmeli. Mektebin tahsil süresi en az 3 sene olmalı. Programda uygulamalı fenni derslerine, Tecrübi Psikoloji derslerine, el işlerine, musikîye ve tatbikata çok zaman ayrılmalı. İlk teşkilat için Avrupa’dan

mesela İsviçre’den bu meslekte uzman bir kadın getirtilmesi elbette arzulanan bir uygulamadır (İbrahim Alaaddin, 1919-1920: 439-446).

VII. Sonuç

Osmanlı Devleti’nde de bugünkü manada erken dönem çocukluk eğitimine

ilişkin düşünceler Avrupa’ya paralel olarak Tanzimatla birlikte ortaya çıkacaktır.

Gayri Müslim azınlık topluluklar bu düşünceyi hemen benimseyip harekete geçerken, Osmanlı Anaokulları gerek özel gerekse resmi manada II. Meşrutiyetle birlikte

kurulmuştur. İlk planda özel anaokullarının kurulduğu görülmektedir. Dönemin eğitimcileri ve düşünürleri ön plândadır. “Devletin yıkılışını ancak eğitim kurtarır” felsefesi tetikleyici etkendir. Maârifçi bir fırka olma iddiasıyla ortaya çıkan İttihat ve

Terakki Cemiyeti ilk uygulayıcıdır.

Resmi anaokullarının açılması ise felaketle neticelenen Balkan Savaşları’nı

müteakiptir. Bismark’ın yıllar önce 1866 ve 1870 zaferlerini Alman ilkokul öğretmenlerine mal eden sözü birden ortaya çıkarılmıştır. Osmanlılar’ın yenilgisi de öğretmenlerinden ve eğitim sistemlerinden ileri gelmişti. Nitekim Emrullah Efendi’nin nazırlığında yapılan ilk işlerden biri de Tedrisât-ı İbtidâiyye Kanunu(İlköğretim Kanunu)’nun

çıkarılmasıdır. Kanunda ana mektepleriyle ilgili maddeler de yerini alacaktı. 1915’te

çıkarılan bir nizâmnâmeyle de bu müesseselerin amaçları tespit edilmişti.

Osmanlı Devleti’nde Okul Öncesi Eğitim u

170 Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011u İbrahim Caner Türk

Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011 171

Anaokullarının açılıp-yaygınlaşmasında karşılaşılan en büyük problem yetiş-

miş anaokulu öğretmeninin olmayışıydı. Alt yapı oluşturulmadan hazırlıksız olarak

okullar açılmaya başlanmıştı. Bu durum Gayri Müslimlere başvurulmasına neden

olmuştu. Anaokullarının ihtiyacı olan öğretmenlerin yetiştirilmesi için İstanbul

Dârülmuallimât’ı(İstanbul Öğretmen Okulu) bünyesinde bir “Ana Muallime” şubesi

kurulmuştur. Ancak bu da Gayrimüslim etkisinde kalmış, bir miktar mezun verdikten sonra I. Dünya Savaşı’nın sonucu olarak ortaya çıkan sosyal ve siyasi sorunlar ve

iktisadi çöküşten etkilenerek kapanmıştır. Bunun neticesi olarak ta Osmanlı Devleti

okul öncesi uygulamaları nihayete ermiştir.

İstanbul Darülmuallimini Terbiye ve Psikoloji Öğretmeni İbrahim Alaaddin,

Türkiye’deki en eski ve ciddi eğitim dergilerinden Tedrisât Mecmûası’nda 1920’de

yayınlanan “Ana Mektepleri-Çocuk Bahçeleri” başlıklı makalesinde bu safahatı

aktarmakla okul öncesi eğitim ve Osmanlı Devleti’ndeki uygulamaları hakkında

değerlendirmelerde bulunmaktadır. Buna göre ana mektepleri zaruridir. Yalnız ana

mekteplerinin gayelerinin iyice doğru tespit edilmiş olması ve öğretmenlerin istenen

seviyeyi kazanmış olması gereklidir. Bizde ise ana mektepleri, küçüklere mümkün

mertebe çabuk tahsil vermek için icat edilmiş müesseseler olarak görülüyor. Ve uygulamalarda bu görülüyor. Okullar meselenin ehemmiyetinden habersiz kişilere verilmek zorunda kalınıyor.

Görüldüğü üzere Osmanlı Devleti okul öncesi eğitimi uygulamaları bakımından Cumhuriyet dönemine pek iç açıcı bir miras bırakmamıştır. Bununla birlikte okul

öncesi eğitimin fikri bazda gelişme göstermiş olması önemli bir sonuç olarak karşı-

mıza çıkmaktadır.Kaynakça

AKSOY, Özgönül (1968). Osmanlı Devri İstanbul Sıbyan Mektepleri Üzerine Bir İnceleme,

İstanbul.

AKYÜZ, Yahya (1993). Türk Eğitim Tarihi(Başlangıçtan 1993’e), İstanbul.

AKYÜZ, Yahya (1996). “Anaokullarının Türkiye’de Kuruluş ve Gelişim Tarihçesi”, Milli Eğitim

Dergisi, Sayı.132, Ankara.

AKYÜZ, Yahya (2004). “Anaokullarının Osmanlı’da İlk Programları ve Ders Uygulamaları İle Yaratıcı

Dramanın İzleri”, Aklın ve Bilimin Aydınlığında Eğitim Dergisi, Sayı.51.

AYTAÇ, Kemal (1998). Avrupa Eğitim Tarihi, İstanbul.

BAŞAL, Handan Asude (1998). Okul Öncesi Eğitime Giriş, Bursa.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Maarif Nezareti Evrakı, Meclis-i Kebir-i Maarif (Dosya 210, Gömlek

63), Ana Mektebine Ait Nizamname

BAŞGÖZ, İlhan (1999). Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı ve Atatürk, Ankara.

CUBBERLEY, Ellwood P. (2004). Eğitim Tarihi, (Çeviren: Engin NOYAN), Ankara.

ERGİN, Osman (1977). Türk Maarif Tarihi, İstanbul.

ERGÜN, Mustafa (1987). “Satı Bey’in Hayatı ve Türk Eğitimine Hizmetleri”, İnönü Üniversitesi

Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı.1, Malatya.

EROĞLU, Haldun (2004). Osmanlı Devleti’nde Şehzadelik Kurumu, Ankara.

HADLEY, Neith E. (1959). Education in the Kindergarden, New York.

İBRAHİM ALAADDİN (Kanun-i Evvel – Kanun-i Sani 1919-1920) “Ana Mektepleri – Çocuk

Bahçeleri”, Tedrisat Mecmuası, 10.cilt, No. 51.

KANSU, Nafi Atuf (1932). Türk Maarif Tarihi, İstanbul.

KOÇER, Hasan Ali. Türkiye’de Öğretmen Yetiştirme Problemi, Ankara.

KODAMAN, Bayram (1991). II. Abdülhamit Dönemi Eğitim Sistemi, Ankara.

KURNAZ, Şefika; (1996). II. Meşrutiyet Dönemi Türk Kadını, İstanbul.

MAARİF-İ UMUMİYE NEZARETİ, Tedrisat-ı İbtidaiyye Kanun-u Muvakkati(1329), İstanbul.

OĞUZKAN, Şükran – ORAL, Güler (2003). Okul Öncesi Eğitim, İstanbul.

Osmanlı İttihat Mektepleri, Çocuk Bahçesi ve İbtidai Programı (1911/1327). İstanbul.

ÖZTÜRK, Cemil (2005). Türkiye’de Dünden Bugüne Öğretmen Yetiştiren Kurumlar,İstanbul.

RUFER, Alfred (1962). Pestalozzi ve Devrim, İstanbul.

SAKAOĞLU, Necdet (1993). Osmanlı Eğitim Tarihi, İstanbul.

SATI, M. (1334/1918). “Meşrutiyetten Sonra Maarif Tarihi”, Muallim, Sayı.19.

Şems Mektebi, 1334-1918 Programı-Nizamnamesi (1334). İstanbul.

T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI TALİM VE TERBİYE KURULU BAŞKANLIĞI, Ondördüncü

Milli Eğitim Şurası (1993). İstanbul.

TEKELİ, İlhan – İLKİN, Selim (1999). Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim

Sisteminin Oluşumu ve Dönüşümü, Ankara.

TOS, Fahrettin (2001). Çocuğun Gelişiminde Okul Öncesi Eğitim, İstanbul.

UNAT, Faik Reşat (1964). Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişimine Tarihi Bir Bakış, İstanbul.

Osmanlı Devleti’nde Okul Öncesi Eğitim u

172 Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011u İbrahim Caner Türk

Millî Eğitim u Say› 192 u Güz/2011 173

PRESCHOOL EDUCATION IN OTTOMAN

EMPIRE

İbrahim Caner TÜRK*

Abst ract

In this research, the historical development of preschool education in

Ottoman State is tried to be analyzed. In Classic Ottoman Education-Instruction

Institutes, the thought of preschool education, which didn’t mean the same as

we understand today, took place with the Tanzimat in parallel with the western

examples. Non-Muslim minority started to work on that issue immediately but

on the other hand Ottoman Kindergartens are established with the

Constitutional II (1324-1908) in both private and public meaning. The new law

is established, regulations are made and a section for kindergarten teachers is

founded in Istanbul Teacher Training School.

Yet these efforts which were attempted without preparation and substructure weren’t sufficient enough. At last, social and political problems and

economical collapse which are occured as a result of World War I affected these

institutions and they are abolished in early 1920s.

Furthermore, in this research, the progress is quoted in the direction of

İbrahim Alaaddin’s article, which was published in Tedrisat Magazine, headlined as “Kindergartens-Gardens of Children”, and there are some assessments

about in both preschool education and its applications in Ottoman State.

Key Words: Education history, Ottoman Empire, preschool education

* Assist. Prof..Dr., Erzincan University

 

Osmanlı Adına Yakışır Anaokulu

İsmini Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin eşi ve Osmanlı’nın manevi kurucusu Şeyh Edebalı’nın kızı Bala Hatun’dan alan anaokulu törenle açıldı.

 

- İsmini Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin eşi ve Osmanlı’nın manevi kurucusu Şeyh Edebalı’nın kızı Bala Hatun’dan alan anaokulu törenle açıldı.

 

Bala Hatun Anaokulu, merkez Yıldırım İlçesi Selçuk Bey Mahallesi’nde törenle hizmete açıldı. Törende konuşan Bursa Valisi Şahabettin Harput, kültürümüzde beşikten mezara kadar eğitim anlayışının bulunduğunu, günümüzde ise çocukların eğitimine ana karnında başlanılması gerektiğinin uzmanlarca belirtildiğini söyledi. Öğrenim yaşının düşürülmesiyle Türkiye’de de daha küçük yaşlardan itibaren eğitim alınacağını belirten Vali Harput, önce iyi insan-iyi vatandaş, daha sonra ise meslek seçiminin geldiğini söyleyerek, bunun okul öncesi eğitimlerle sağlandığını belirtti. Çocuklarımızın öğretmenlerine emanet olduğunun unutulmadan eğitim verilmesini isteyen Vali Harput, hedeflenen eğitim standartlarına ulaşmak için okul yatırımlarının arttırılması gerektiğini belirterek, hayırseverlere de çağrıda bulundu.

 

İl Milli Eğitim Müdürü Atilla Gülsar da, okul öncesi eğitimde çocukların sosyalleşmeyi, paylaşmayı öğrendiklerini belirtti. Gülsar, bu eğitimin gömleğin ilk düğmesi olduğunu ve ilk düğmenin doğru iliklenmesi gerektiğini belirterek, tüm öğrencilerin hayat boyu uygulanan davranışların öğrenildiği okul eğitimini almaları gerektiğini söyledi. Bursa’nın özel eğitim, mesleki eğitim ve okul öncesi eğitim alanlarında Türkiye’ye örnek kalitede eğitim verdiğini, bu anlamda diğer illerin yöneticilerinden takdir aldıklarını belirten Gülsar, açılan anaokulunda, okula ismi verilen Bâlâ Hatun’a yakışacak evlatlar yetiştirebilmesi temennisinde bulundu.

 

Vali Şahabettin Harput ve beraberindeki protokol mensupları okulun kurdelesini kestikten sonra sınıfa çıkarak öğrencilerle fotograf çektirdi.